DEVAM ET>>>

NEDEN FRP OYNARIZ?

Çoğu insan Fantasy Role Playing oynayan kişileri garipser, hatta bazıları vampir, kötü büyücü gibi karakterleri oynadıklarından dolayı onların günah işlediklerini bile düşünür. Onlara göre bu tür şeylerle ilgilenmek ve onları yaşıyormuşçasına oynamak çok yanlıştır. Ama hiç düşünmüyorlar ki neden böyle bir oyun oynama gereği duyduğumuzu, değil mi? Sanırım onlara derdimizi ancak hissettiklerimizi ve düşündüklerimizi anlatarak kabul ettirebiliriz. Belki bazıları ne oynadığımızı bile bilmiyordur, oynarken neler hissettiğimizi ya da amacımızı. Bunun için; işte karşınızda bir FRP severin düşünceleri:

Ben teknolojinin çok gelişmiş olduğu bir çağda doğdum. Her şeyin el işi olduğu, yeşilliklerin katledilmediği, kıyafetlerimi kendim diktiğim bir çağda yaşasam fena mı olurdu? Yıkanmak için şelaleye gitseydim, bir dereden yürüyerek geçerken ayağımı balıklar gıdıklasaydı... Bunlar olsa nasıl olurdu? Yiyeceklerimi kendi ellerimle yaptığım ok ve bıçaklarla yakalasadım ya da ağaçlara tırmanıp kendi meyvemi kendim toplasaydım. Herkesin öğrenmek zorunda olduğu şey başka bir dil yerine, annesinden babasından savaşmayı öğrenmek olsaydı. Yakaladığım bir geyiğin postunu kendi ölçülerime göre ayarlayıp giyseydim, üşümeseydim. Yolculuk ederken araba, uçak yerine at kullansaydım, at kullanmanın zevkini yaşasaydım. Süs köpeği, kuş yerine ejderha ve ata sahip olsaydım, onları okşasaydım. Bir yere gittiğimde otelde değil de handa kalsaydım, bardakların cam değil de taştan ya da bakırdan olduğu bir handa... Etrafıma baktığımda uzun binalar, mermer kaplamalı kaldırımlar görmeseydim de yeşillikler, ağaçlar, topraktan yollar görseydim.Isınmak için kaloriferi değil de, odunları kullansaydım, kendi sırtımda taşıyarak getirdiğim odunlar... Arkadaşımın doğumgününde ona bir ateri değil de kendi diktiğim bir bebeği verseydim, verebileceğim en büyük hediye de bir at olsaydı. Betondan binalar yerine, ağaçları kesip gövdeleriyle yaptığım kulübemde yaşasaydım. Yiyeceklerimi saklayacak bir buzdolabı yerine, evimin arkasında bir kilere sahip olsaydım. Hormon nedir bilmeseydim, her şeyi doğal tadıyla yeseydim.Kıyafetlerimi yıkamak için çamaşır makinasına değil de nehre yönelseydim, taşlarla döve döve yıkasaydım giysilerimi. Her hastalandığımda eczaneye değil de ormana koşsaydım, iyi gelecek bir ot bulmak için, ya da bir karışım. Hangi otu nerde bulacağımı, neyi neye karıştırınca ne elde edeceğimi bilseydim. Slikon dolu yastıklarda uyuyacağıma, hayvan tüyleriyle dolu yastıklarda uyusaydım. Yiyeceklerimi fırında değil ateşte pişirseydim. Keşke kaderimi istediğim gibi değil de ÖSS sonucuna göre yaşamak zorunda kalmasaydım. Neyi seviyorsam onu yapabilseydim. Çok iyi dikiş dikiyorsam, terzi olsaydım; bana onda para yok diye karışmasalardı. Hatta para derdim olmasaydı, her şeyimi kendim halledebilseydim satın almaya gerek kalmadan.Makyaj günümüzdeki kadar önemli ve yaygın olmasaydı, kızlar daha erken hazırlanabilselerdi dışarı çıkarken.