na yakın bir vakittelerdi anlaşılan. Acaba kapıyı çalanlar annemler mi diye düşündü ama bu olanaksızdı, onların kapıyı açmaları için kendi anahtarları vardı. Kapıya artık daha şiddetle vuruluyordu ve Freud korkmuştu. Yavaşça kapının yanındaki pencereye gitti. Dışarıdaki Pierre'di. Onu görünce içi çok rahatlamıştı ve hemen kapıyı açtı.
-Ne oldu Pierre senin bu zamanda uyuman gerekmiyor mu?
-Hayır ufaklık bu zamanda senin okula çoktan varmış olman gerekiyor. Güneş doğalı epey oldu ve dükkanın önünden geçip okula gittiğini göremeyince uyuyakaldığını tahmin ettim. Sanırım doğru bir tahmindi. dedi gülümseyerek.
-Ama hava çok karanlık, güneş nerede?
-Bunu sonra konuşuruz ufaklık hadi hazırlanıp okuluna git. Ben de dükkanı daha fazla boş bırakmayayım. Okul çıkışında görüşürüz.
Pierre'in endişeli olduğunu anlamıştı Freud. Garip bir şekilde havaya bakıyordu ve veda etmiş olmasına rağmen bir adım bile atmamıştı. Freud, Pierre’nin bir şeyi olup olmadığını merak etmişti.
-Bir sorun mu var Pierre?
Pierre bir anda sarsıldı. Belli ki her neye veya nereye bakıyorsa dalmıştı.
-Ah, hayır ufaklık hiçbir sorun yok, hadi acele et dedi ve hızlı adımlarla dükkanının yolunu tuttu.
Freud, bir süre onun arkasından baktı, sonra da havaya. Neler olduğunu anlayamadı ve hazırlanmak için hızla odasına koştu.
Okuluna vardığında ders çoktan başlamıştı. Ara verildiği zaman öğretmeniyle konuşup olanları anlattıktan sonra derse girmeye karar verdi ve beklemeye başladı. Pencerenin kenarına oturdu ve dışarıyı izledi. Hava gerçekten garipti. Dışarıda açılmış dükkanları ve gezen insanları görmese Pierre'in zamanları karıştırdığını düşünecekti ama tam tersine haklıydı, sabah olalı çok olmuştu.
Ara verildiğinde Freud hemen öğretmeninin yanına koştu ve ona olanları anlattı. Öğretmen, onu anlayışla karşılayıp ona derse girebileceğini söyledi ve ertesi günkü ödevini 2 parşömen fazla istediğini belirtti. Derse girdikten sonra Freud, zaman sanki hiç akmıyormuş gibi hissediyordu. Diğer sınıf arkadaşlarının da aynı sıkıntıyı paylaştıklarını fark etti, bu hepsinin yüzlerinden okunuyordu. En arkada oturan sınıfın yaramazları kendi aralarında konuşuyorlardı.