Vampir denilince ilk olarak akla gelenlerden bir tanesi şüphesiz Bram Stoker’ın yarattığı Kont Dracula karakteridir. 1897 yılında yazılmış olan bu olağanüstü edebi yapıt bugün bile insanların akıllarında bir çok soru işareti uyandırmaktadır. İlk olarak Dracula gerçek midir yoksa sadece belirtilenler gibi bir mit midir? Hemen ardından zihinleri meşgul eden bir soru ise vampir inancının nereden geldiği ile ilgilidir. Sahi nereden çıkmıştı bu vampirler? Gotik yazarların büyük bir fantezi ile harmanlayıp yarattıkları yaratıklar mıdır yoksa gerçekte var olan insanüstü canavarlar mıdır? Tüm bu sorunların cevabı 1931’den daha geriye gidildiğinde kısmen cevabını bulmaktadır. Vampirlerin bir efsane olarak oluşturulmasının en büyük nedeni Ortaçağ cahilliğidir. Öncelikle vampirlerin nasıl tanımlandığını ve bunun üzerine nasıl efsanenin yaratıldığı hakkında bir takım bilgiler verelim. Vampirlerin aslında insanlardan pek farkı yoktur. Çünkü onlar da başlangıçta birer insandırlar. Genellikle bu yaratıklar insanlar tarafından kültürlü birer Avrupalı, tam bir soylu, büyük ve esrarengiz şatolarda yaşayan garip kişilikler olarak tanınırlar. Ama insanların aksine şarap ya da benzeri şeyler içmezler. Değişik bir damak zevkleri vardır. Yani kan! Bu da bizi onlardan ayıran büyük özelliklerden bir tanesidir. Vampir yaşam olamayan yaşamını sürdürebilmek için her daim taze kan içmek zorundadır. Bu kanı içerken de büyük bir haz duyarlar. Ayrıca vampirler canavar ruhludurlar. Buna ek olarak da şehvetlidirler, erotikdirler. Ama vampirlerin en önemli özellikleri sadece kan tutkusu ve erotikliklerinden ibaret değildir. Onlar ölüdürler ve bu unsur insanların ölüm hakkındaki tüm düşüncelerinin birden bire ortaya çıkmasını ve vampir mitinin sağlamlaşmasını sağlar. Vampir efsanesi Asur ve Babillere kadar uzanmaktadır. O zamanlar asıl vampir bugün bildiğimiz Avrupalı aristokratlardan değildi. Başta vampir sadece bir canavardı.
Son zamanlarda ise bazı yazarlar geçmişte vampir olduğu sanılan insanların bazı medikal hastalıklara kapıldıklarını ve bu yüzden vampirlerle özdeşleştirildiklerini savunmaktadırlar. Örneğin günümüzde kansızlık yani anemi olarak bilinen hastalığa yakalanmış bir insanın kandaki alyuvarlarının sayıca azalması ve hemoglobin oranının düşmesi sonucunda ortaya çıkan derinin soluklaşması olayı vampir olarak tanımlanmasında yeterli bir kanıttı.