Bischoff Morgan Manmarow : Lanetlenmiş Onurlular & Gizemli Gözyaşı

 

Ve cennet şimdi  beyazlarda değildi. Artık burada huzur ve mutluluk sonsuz ve kalıcı değildi. Adaletin olduğu son yerde artık adalet yoktu. Artık meleklerin de gözyaşları vardı ve akıyorlardı.

İşte Bischoff Morgan Manmarow; böyle, durumun vahim olduğu bir yerde gözlerini açmıştı. Kulaklarında ismi yankılanıyordu. “Bischoff Morgan Manmarow! Bischoff Morgan Manmarow! Bischoff Morgan Manmarow!...” ve biraz sonra ismini söylemeye başladı. Bir daha… bir daha… bir daha… Sonra kısa bir süre önce açtığı gözlerini kapatıp ayağa kalktı… Kalktıktan sonra yavaş yavaş gözlerini araladı. Etrafına bakındı… Neden buradaydı? Görevi ve amacı neydi? Hiçbir şey bilmiyordu, daha yeni başlamıştı ama sezgileri ona hiç de dostça bir ortamda olmadığını söylüyordu. Oradan uzaklaşmaya ve daha sakin olan bir yere gitmeye karar verdi. Arkasını dönüp tam gitmeye davrandığında karşısında başka bir melek gördü. Biraz geri gitti ve karşısında duran ihtişamlı varlığın üstüne gözlerini dikti. Bakışlarını süzdü… Dost olmadığını anlamıştı. Şimdi ne yapacaktı peki?

Bunu uzun uzadıya düşünmesine gerek kalmadı. Meleğin kanatlarını bir kez açıp kapatmasıyla kendini olduğu yerden başka bir yere fırlatılmış ve düşürülmüş olarak buldu. Kendine geldiği zaman çevresinde birkaç meleğin olduğunu gördü. Biraz ilerisinde gruplar halinde bir şeyler konuştuklarını görüyordu ama ne konuştuklarını duyamıyordu. Çok güçsüzdü. Ayağa kalkacak hali yoktu. Daha yeni başlamış olmasına rağmen oldukça yorgundu. Az sonra biraz ileride bir şeyler konuşan gruptan birisi gruptan ayrılıp ona doğru yürüdü. Yanına geldiğinde durdu: “Ayağa kalk!” dedi. Bischoff Morgan Manmarow meleğin dediğini yapıp biraz zorlada olsa ayağa kalktı ve meleğin karşısında dik bir şekilde durmaya çalıştı. Ve melek konuşmaya devam etti: “Bir onurluya göre çok güzsüz ve acizsin!” dedikten sonra sert bir şekilde altın rengi gözlerini Bischoff Morgan Manmarow’un renksiz ve soyut gözlerine dikti. Bischoff Morgan Manmarow, meleğin bu ağır bakışlarının altında ezilmişti. Sonra gözlerini başka tarafa çevirdi. Bir süre sessizce birbirlerinin bakışlarını kovaladılar. Sonra melek sert ve kararlı ve net bir cevap istercesine sordu: “Onurlulardan mısın?” Bischoff Morgan Manmarow meleğin sorusuna cevap veremedi. Derin düşüncelere dalmıştı. Neler oluyordu? Nerdeydi? Onurlular da kimdi? Kime karşıydılar? Sorun neydi? Manmarow bunları düşünürken melek başka ve oldukça keskin, can yakıcı bir soru sordu: “Yoksa Harmalliens’lerden misin?!” Bu soru Manmarow’un canını yakmıştı. Sanki bir yerleri kanıyordu. Artık bir şeyler söylemesi ve meleğin sorularına cevap vermesi gerekiyordu. Meleğin altın rengi gözlerindeki keskin ve can yakıcı gözlerine bakarak: “Bilmiyorum.” Dedi. Manmarow’un bu cevabı üzerine biraz ileride konuşan melekler geriye dönüp Manmarow’a bakmaya ve ona doğru yürümeye başladılar. Biraz sonra melekler etrafını...

 

DEVAM ET>>>